Başka bir dünya yok: Kirlettiğimiz gezegenin bedelini ağır ödüyoruz…

Her yaz mevsimine aynı kâbusla giriyoruz: Orman yangınları, su krizi, rekor sıcaklıklar, müsilajla boğulan denizler… Dünya artık açık açık bağırıyor: Tükendim. Ama biz hâlâ duymuyoruz. Duymak istemiyoruz. Adeta “Yetmez” der gibi devam ediyoruz kirletmeye, yok etmeye.

Yıllar geçtikçe daha sıcak daha kurak daha zor yaşanır hale geliyor dünya. Haziran ayı, bir zamanlar içimizi kıpır kıpır eder, tatili, aşkı ve neşeyi çağrıştırırdı. Şimdi ise tropikal fırtınalarla, sıcaklık rekorlarıyla, ani sellerle hatırlanıyor. Ağustos’un kuraklığı bile hazirana taşındı. Yaz demek artık sadece tatil değil, aynı zamanda yangın, su kesintisi ve çevresel kriz demek.

Ormanlarımız yanıyor; çoğu zaman bir izmarit, bir dikkatsizlik yeterli oluyor. Elimize geçen her şeyi arabadan fırlatıyoruz. Sokakları, sahilleri, ormanları çöplüğe çeviriyoruz. “Temizlik imandan gelir” sözleriyle büyümüş bir toplum olarak geldiğimiz nokta, sadece çevresel değil, vicdani bir çöküştür.

Afet, felaket ve kıyamet üçlüsü…

Deprem bir afettir, yangın bir felaket. Ama çevrenin yok oluşu, insan eliyle yavaş yavaş inşa edilen bir kıyamettir.

Hz. Muhammed şöyle buyurur: “Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise “Çevreyi korumak aklın gereğidir” diyerek sorumluluğumuzu sadece inanca değil, akla da bağlamıştır.

Ben de diyorum ki:

Çevreyi kirleten insanın kalbi de kirlidir.

Kirletmek yaşam hakkına gasptır!

Kalbinizi koruyun. Çevrenizi koruyun. Çünkü her gün bir yangınla kahroluyor, her sabah bir deprem haberiyle uyanıyor, her an temiz nefes alma hakkımızdan biraz daha uzaklaşıyoruz. Denize attığınız bir pet şişe ya da kaldırıma bıraktığınız bir çöp sadece doğayı değil, hepimizin yaşam hakkını gasp ediyor.

Bakanlıklar ve yerel yönetimler göreve!..

Bir şeyleri değiştirmek ve başarabilmek için son virajdayız…

Eğitim sistemimizde “İklim ve Çevre” konusu daha fazla işlenmeli. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte ortak projeler üretmeli. Yerel yönetimler parklarda, sahillerde, piknik alanlarında vatandaşları bilinçlendirmeli. Adalet Bakanlığı da çevre suçlarına yönelik cezaları caydırıcı hale getirmeli.

Ankara’nın merkezi Kızılay’da gelişi güzel bırakılan çöpleri PanHaber olarak duyurmuş ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi’ni konuyla ilgili bilgilendirmiştik. Muğla’nın turizm cenneti köşelerinden olan Fethiye’nin Belediye Başkanı Alim Karaca da çöp kutularının çevresine kurdukları fotokapanlara takılan görüntüleri paylaştı. Gerçekten toplumun bir kısmı çok ‘pis’ maalesef!

Aslında temiz bir dünya için yapılacaklar çok basit:

*İyi insan olmak.

*Çöpünü yere değil, çöp kutusuna atmak.

*Denize çöp atmamak.

*Piknik yaptığın yeri evin gibi temiz bırakmak.

*Suyu tasarruflu kullanmak.

Unutmayın; başka bir dünya yok. Bu dünya hepimizin ortak evi. Bu kirlilik, bu tahribat, bu umursamazlık da hepimizin. Ama hâlâ bir umut var. Hâlâ bir şeyleri değiştirebiliriz.

Dünya’nın en bereketli, tarih fışkıran topraklarında yaşıyoruz. Bu miras kolay kazanılmadı. Ama kıymetini bilmek bu kadar zor olmamalı…

Ekosistem çöküyor! Türler tehdit altında…

Bugün Demirören Haber Ajansı (DHA), Trabzon’dan Selçuk Başar ve Efnan Demireren imzalı servis ettiği haberinde, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu şöyle diyor:

“İklim değişikliği yeni değil ama bu kadar hızlı olması tehlikeli. Normalde dünya, güneş hareketleri, volkanlar ve tektonik süreçlerle 150 bin yılda 1 derece ısınıp soğuyordu. Şimdi bu süreç 150 yıla indi. Bu hız ekosistemi bozuyor, bazı türlerin yok olmasına yol açıyor.”

Yani geçmişte yaşayıp bugün var olmayan türler gibi biz de yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Gezegenimiz, bizler ve gelecek nesiller tehdit altında.

Yapmayın. Atmayın. Yakmayın artık.

Kendinize de, gecelek nesillere de bunu yapmayın.